• FelsefeSinifi.Com
    • "Felsefe merakla başlar" Platon
    • Felsefe yapmak mı lazımdır diyorsunuz, o halde felsefe yapmak lazımdır. Felsefe yapmamak mı lazımdır diyorsunuz, bunu yapmak için yine felsefe yapmak lazımdır. (Aristoteles)
Üyelik Girişi
E-Haber
Site Haritası
Hava Durumu
Anlık
Yarın
16° 3°

Sanata Kuramsal Yaklaşım

Sanat, felsefenin bir konusu, bir disiplinidir. Sanata felsefe açısından yaklaşım sanat felsefesini oluşturmuştur. Sanat felsefesinin temel sorusu, sanatın nasıl bir etkinlik olduğudur. Sanat felsefesi sanatın, beğenilerin, sanat eserinin özünü ve anlamını konu alır.

      

     

 Yukarıda farklı sanatçılar tarafından yapılan eserlerin hangi sanat yaklaşımı ile yapılmış olabilir? Yaklaşımlar: 1- Taklit olarak sanat  2-Yaratıcılık  olarak sanat 3- Oyun  olarak sanat .

Filozoflara göre sanat:

Platon'a göre ressama verilebilecek en uygun isim taklitçidir. Çünkü Tanrının ya da insanların yaptığı nesneleri taklit ediyor. Ve soruyor: Ressam doğadaki şeylerin kendilerinin mi yoksa ustaların yaptığı eserleri mi taklit eder? Platon'un cevabı ustaların yaptığı eserleri.

        Taklidin müzikte ve mimarlıkta pek yeri yoktur. Çağdaş resmin ve heykilciliğin büyük bir kısmı da bundan kurtulmuş durumdadır. Eğer bize yeni, hoş, güçlü bir şey getirmiyorsa bir ressam, romancı ya da sinemacının gerçeği taklit etmesi bize ne katar? Örneğin Van Gogh’un Çifçi Ayakkabıları’na, Chardin ‘in La Raie’sine bakınız. Güzeli taklit etmek değildir söz konusu olan, zaten  buna ihtiyacı da yoktur ama orada olduğu zaman onu yüceltmek, yaratmak ya da güzel eksik ya da görünmez olduğunda onu ortaya koymak söz konusudur. Fotoğrafçılar, ressamdan daha iyi taklit eder ama ne kadar sanatçıdır? Sanatçı taklit etmez, kopyalamaz; güzel  olanı yaratır.                                               

         Croce’a göre  sanat, insan etkinliklerinin en özgür olanıdır. Sanatçının hammadde olarak almış olduğu izlenimleri  birleştirerek, ayıklayarak bir  senteze ulaştırılmasıdır. Sanatçı, bu sentezi ruhunda oluşan estetik sezgiyle ifade eder. Bu ifade ediş tekil olarak bir kerecik sezgisel olarak gerçekleşir. Sanat, mükemmel olanı arama etkinliğidir. Doğa mükemmellikten yoksun olduğu için doğanın taklidi gerçek sanat olamaz. Öyle ise sanatçı hayal gücünü ve yeteneklerini kullanarak sanat eserini ortaya çıkarılmalıdır. Philostratos der ki;”hayal gücü ve yaratma taklitten daha kuvvetlidir. “ 

         Heidegger’in görüşleri ise söyledir; Şimdiye kadar sanat, güzel ve güzellikle uğraştı, hakikatle değil. Bu tür eser yaratan sanatlara, el zanaatlarına dayanan sanatın aksine güzel sanatlar deriz. Güzel sanatlar ise güzel olan sanatlar değildir,bilakis sanat güzeli yaratır… Bir mimari eser olarak Yunan Tapınağı hiçbirşeyi kopyalamaz. Kayaların oluşturduğu vadide böylece durur. Tanrı, tapınak vesilesiyle tapınakta mevcut olur. Tapınak; doğum ve ölüm,felaket  ve  kutsallık, ihtişam ve sefalet, yükselme ve çökünme,  insanın yazgısının biçim kazandığı ilişkileri toplayan bir araya getirir. Tapınak, orada durarak kayalık zeminde dinlenir. Durduğu yerde güçlü rüzgarlara karşı kor ve böylece görünüşüyle rüzgarıda  gösterir. Kayaların ihtişam ve pırıltısı, güneşin yardımıyla günün ısığını gökyüzünün genişliğini, gecenin karanlığını gösterir. Eserin sarsılmazlığı, yağmura inatla karşı koyar ve kendi sakinliğinde yağmurun tıpırtılarını hissettirir… Bir var-olan, yani çiftçi ayakkabıları eserde varlığın ısığında durur. Varolanın hakikatı eserde gerçekleşir. Eserin varlığı demek, bir dünya kurmak demektir. ( M.Heidegger, Sanat Eserinin Kökeni eserinden özetlenmiştir.)

Bazı filozoflar için sanat çocuk saflığında bir etkinliktir, oyundur.Sanat ile oyun arasında daima bir benzerlik görülmüştür. Çünkü her iki etkinliğin de amacının kendinde olmasıdır. Oyun oynayan bir çocuk için oyunun dışında bir başka amaç, bir başka dünya yoktur, çocuk oynamak için oynar. Her ikisinde de yarar gözetilmez ve insanı özgürleştirir. Bu görüşe göre, sanat etkinliğini bir oyun gibi değerlendirmek gerekir. Nasıl oyunda çıkar, günlük kaygı yoksa ve olabildiğince özgürlük varsa, sanatçı da bir oyuncu gibi gerçek dışı bir dünyada eserini oluşturur. Örneğin, tiyatro eserleri günlük yaşantımızla benzerlik gösterir.  Alman Düşünür Kant, Alman şair Schiller ve psikolog Wundt bu görüşü savunmuşlardır.

Bu sanat görüşlerinin dışında sembol olarak sanat, kurumsal sanat kuramı ve yapı-anlam sanat kuramı da vardır.

Sembol olarak sanat: Buna göre sanat bir duygunun sembolüdür. Bu kurama göre 19.yy. da özellikle resim alanında sürrealizm (gerçeküstücülük), fütürizm (gelecekçilik) ve ekspresyonizm (dışavurumculuk) gibi akımlar ortaya çıkmıştır.

Gerçeküstücülük Fransız ozan ve düşünür Andre Breton tarafından geliştirilmiştir. Bu akıma göre sanat, bilinçaltından beslenen akıl dışı bir dünyanın anlatımıdır. Başlıca ünlü temsilcileri İspanyol Salvador Dali, Franz Yves Tanguy ve Crihico’dur.

Dışavurumculuk akımı yalnızlaşan, kendine yabancılaşmış, umutsuzluğa kapılmış, kendi çağını suçlayan ve baş kaldırışı dile getiren bir akımdır. Örneğin James Ensor, resimlerinde korkunç hayaletleri andıran yüz maskeleri ve iskeletleri kendine yabancılaşan insanı simdeler. Munch, “Çığlık” adlı eserinde bazı güçlerin yol açtığı panik ve korkuyu işlemiştir.

Gelecekçilik akımı İtalyan şair Marinetti tarafından geliştirilmiştir. Bu akım hız, heyecan, tehlike tutkusu, makineleşme ve savaş gibi olguları ele alır. Değişim ve dönüşümü savunur. Bu nedenle kübizm akımını eleştirmiştir.

Kübizm, objeleri görünen yönlerini değil bilinçaltı gibi görülmeyen yönlerini geometrik biçimlerle üç boyutlu yansıtmaya çalışan bir sanat akımıdır. En önemli temsilcisi Pablo Picasso’dur.

Kurumsal sanat kuramı: G. Dickie (Dike) tarafından geliştirilmiş ve sanata “sanat eseri” kimliğini kazandıran yayıncılar, yapımcılar ve galeri sahipleridir. Bu nedenle sanat eserinin en belirgin öğesi kurumdur.

Yapı-anlam sanat kuramı: bu kurama göre sanat duyguların dışa vurumu olmaktan ziyade genel bir anlamı ifade eder.

Filzoflardan Şeçmeler:

R.G.Collingwood: Sanat aslında duyguların yaratıcı ifadesi  veya dışavurumudur. Bunun yanında sanat ve zanaat arasında net bir ayrım söz konusudur. Zanaat, malzemenin bir plan doğrultunda daha önceden tasarlanmış bir ürüne dönüştürülmesidir. Sanatta ise böyle bir planlama yoktur. Sanat daha önce insanın içinde var olan herhangi bir duygunun dışavurumu da değildir.

Schelling: Sanatçı,yaratıcı  Tanrının ruhunu bilinçsizce izler;onun yaptıklarını taklit etmez , tabiatı canlandıran Tanrısal ruh gibi o da yeniden, orijinal olarak yaratır, kullanıldığı eşyaya can verir. Taklit  gibi bazı sanatların vasıtası olabilir ama birçok sanatta vasıta bile olamaz.

Aristoteles:  Sanatın görevi, doğayı taklit etmektir.  Sanatçı doğayı taklit ederek sanat eserini ortaya  çıkarır. Bu amaç, insanları sanat aracılığı ile yoğun bir duygusal ortamda yaşatarak ruhun aranmasını sağlar.

Baumgarten:Madde ve ruh öylesine ahenkli bir  şekilde birleşmiş ve kaynaşmış ki sanatçı bu ahengi yansıtmalıdır. Sanat yapmak müzelerde öğrenilir. (Ortaöğretim Felsefe ders Kitabı, Zambak Yayınları)

 

Sanata Felsefi Bakış Sanata Kuramsal Yaklaşım I Güzelliğin Felsefesi Sanat Eserinin Nitelikleri I Sanat, Sanatçı ve Toplum İlişkisiEvrensel Güzel Var mı?



Günün Sözü

Öfkeli bakan değil, akıllı bakan korkunç ve tehlikeli görünür: Kuşkusuz insan beyni aslanın pençesinden daha korkunç bir silahtır. (Arthur SCHOPENHAUER)

Nerede canlı bulduysam, orada güç iradesi buldum; hizmet edenlerin iradesinde bile efendi olma iradesi buldum. (NIETZSCHE)

Hep öğrenci kalan insan, öğretmenine borcunu kötü ödüyor demektir. (NIETZSCHE)

FelsefeSınıfı.Com'da Ara
Saat
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam178
Toplam Ziyaret1519045