• FelsefeSinifi.Com
    • "Felsefe merakla başlar" Platon
    • Felsefe yapmak mı lazımdır diyorsunuz, o halde felsefe yapmak lazımdır. Felsefe yapmamak mı lazımdır diyorsunuz, bunu yapmak için yine felsefe yapmak lazımdır. (Aristoteles)
Üyelik Girişi
E-Haber
Site Haritası
Hava Durumu
Anlık
Yarın
16° 3°

Karikatür ve Felsefe

TURHAN SELÇUK

Tarih öncesi insanları, yaşamlarını çizgilerle anlattılar. Bunun ilk örneklerini “Altamıra” ve “Lascaux” Mağaralarında görüyoruz. Demek ki, Yazı’dan önce çizgi vardı.

Yazının ilk örnekleri bile resimlerden oluşmuştur. Hiyeroglif, hatta Çin Alfabesi bunun somut kanıtlarıdır.

“Grafik Mizah” çağdaş dünyanın evrensel alfabesidir ve bu “yazısız alfabe” okunabilir diyorum ben. Yazısız karikatürü okumak için dil bilmeye, okur-yazar olmaya da lüzum yoktur. Dünyanın her yöresinde geçerlidir.

Anlatım alanı bu denli geniş ve güçlü bir çizgi dilinin, yani grafik mizahın, elbetteki yazının kapsama alanı içindeki tüm ilimleri, bilimleri, fikirleri içerdiği gibi, felsefeyi de konu edinecektir.

_________________

NECDET SÜMER


KARİKATÜR SANATININ DOĞASI ÜZERİNE

Çizgi aracılığıyla resim oluşturma tekniğinin geniş imkânları günümüzde kimi açılardan farklı amaç taşıyan, bu nedenle de farklı okuru/izleyici hedefleyen anlatım türlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. İletişim teknolojisine koşut olarak geliştirilen bu türler yazılı ya da yazısız durağan çizgisel resim ile ya da sözlü ya da sözsüz hareketli çizgisel resim ile oluşturulmuş katışık kompozisyonlardır. Günlük dilde “çizgi roman”, “çizgi film” diye de anılan, ayrıca, günlük gazeteler için hazırlanan çizgili kısa öykü, çizgili fıkra, nükte, taşlama denilebilecek kompozisyonları da içeren bu türler genellikle karikatür sanatının çerçevesi içinde ele alınmaktadır.

Bu yazıda amacımız yalnızca saf karikatürün ontolojik ve epistemolojik temelleri üzerinde durmaktır; başka deyişle, karikatürün nasıl var olduğu ve ne tür bilgi ile ilintili olduğunu göstermektir.

Karikatür, deyim yerindeyse, enklitik (şu iki sanat dalına dayanmadan ayakta duramayan) bir sanattır: resim ve yazın sanatına.

Sanılmasın ki yazılı karikatürden söz ediyorum. Gerçekte karikatürün kendisi bir tür yazıdır: resimsel simgelerle oluşturulan bir yazı. Bu nedenle karikatür, yalnız resim sanatından değil, yazın sanatından da pay alır ve bu payları dil kurmak üzere birleştirerek var olur. B birleştirmeyi dil kurmanın bütün sanatsal anlatımlar için geçerli yöntemine ayak uydurarak, yani metafor yaparak sağlar: gösterilenin (yaşantının) yerine çizgi-resimsel gösteren koyar, böylece sanatsal gösterge oluşturur.

Karikatür Neden Bir Sanattır?

Sanatsal etkinlik insana özgü yaşantıları iletilebilir ve başkalarınca da hep yeniden yaşanılabilir kılmak üzere, bu yaşantılara duyu-algı yetileriyle algılanabilir bir biçim kazandırma etkinliğidir. Bu amaçla hep yeni biçimler aranır.

Sanatsal etkinlik kullanıldığı biçimleme araç ve gerecine göre ve o gereçle varmak istediği amaca göre dallara ayrılır. Müzik sanatı yapı gereci olarak sesi, resim ve heykel sanatları ışığı, yazın sanatı ise duyu-algısal kaynaklı imgeleri kullanır. Bu imgeleri iletilir kılan araç olarak da sözleşmeyle oluşan bir görsel/işitsel göstergeler dizgesi, yani bir konuşma/yazı dili kurar.

Karikatür sanatı da, biçim kazandırmak istediği yaşantıları iletilebilir kılmak üzere, yazın sanatının izlediği yolu izler, bir tür resim-yazı oluşturur. Demek ki karikatür de, eğer sanatsal bir etkinlik olacak ise, bunun için öbür sanatlar gibi gereci, araçları ve amacı olmalıdır.

Karikatür sanatının gereci resim sanatını da var kılan bir gereçtir: düzlemde elde edilen ışık. Düzlemde ışığın sonsuzca farklılaşma imkânı vardır; farklı görsel biçim üretmek üzere sonsuzca değişme imkânı vardır. Ama karikatür sanatı ışığın bütün imkânları arasından en çok bir imkânı, çizgiyi resim oluşturma aracı olarak kullanır.

Araç olarak çizgi ve çizgi ile oluşan resim, karikatür sanatını amacına ulaştırmada yeterli olmaktadır. Anlaşılıyor ki karikatürü sanat yapan şey, öbür sanatlardan farklı araç gereç kullanmasında değil, farklı amaç taşımasında aranmalıdır.

Karikatür Amacı

Karikatür sanatının amacı, resim sanatında olduğu gibi, yaşantılara yalnızca görsel biçim kazandırmak değildir. Resim sanatının amacı ışık gerecinin (rengi de içeren) bütün imkânlarının araştırılmasını ve doğru olarak (ışığın doğasına uygun olarak) kullanılmasını gerektirir, yaşantının bütüncül bir görsel yapısına, yani bir kompozisyona, bir sanat yapısına ulaşabilmek için.

Karikatür sanatının amacı ise yaşantıları, eleştirmek üzere, tartışmaya açmaktır. Bu da bir çözümlemeye (analize) yönelmek demektir: yaşantıları oluşturan imgesel ögeleri önce ayrıştırmak ve böylece yaşantıyı sosyo-politik ve sosyo-psikolojik bir eleştirinin nesnesi haline getirmek, sonra yeniden birleştirerek bir kompozisyon, bir bütünlük içinde duyumsatma. Karikatürü sanatsal etkinlik yapan şey bu duyumsatmayı başarmasıdır.

Karikatürün Dili

Karikatür yapanın amacı yaşantıların yerleşik imgesel biçimlerini eleştirel gözle çözümleme olduğuna göre, her kültürden, gelmiş geçmiş bütün görsel biçimle karikatüre özgü resim-yazının simgeleri olarak karikatür dilinde yer alabilir. Bu nedenle karikatürde metafor işlemi, deyim yerindeyse, ters yönde yürütülmelidir: yaşantının yerine konulmuş biçimi karikatür yerinden etmelidir; onu yaşantıdan ayırarak eleştirel gözün önüne sermelidir. Bu sergidir karikatür.

Böylece karikatür, aynı anda, hem gizlenmiş niyetin üstündeki örtüyü açar, hem bu niyeti gizleyen aklı gözler önüne serer. Karikatürün içerdiği gülmece ise gerçek niyetini gizleyen aklın, deyim yerindeyse, suçüstü yakalanmış olmasından doğar.

Karikatürün dil kurmak için başvurduğu metafor işleminde doğal ve kültürel varlık alanlarından alınan hazır biçimler simgesel işlev yüklenilerek (biri öbürünün yerine konularak) dilsel göstergelere dönüştürülür. Öte yandan simgeler arası metafor ile de yeni göstergeler üretilir. Eski çağlardan beri yazın sanatında da başvurulan en yaygın metaforlardan biri insanın yerine hayvan, hayvanın yerine insan konulmasıdır.

Bir biçimi karikatürde görülen türden abartmak ya da bozmak, aslında bir varlığı doğal ya da alışılmış ölçüler yerine, doğal olmayan ya da alışılmamış ölçülerle biçimleyerek, yeni simgesel içerikler oluşturmak üzere, metafor yapmaktan başka bir şey değildir. Bu tür metaforlar, kendi ayaklar üstünde duran bir karikatür sanatı yok iken de, çok eski çağlardan beri resim, heykel ve yazın sanatlarında yapılagelmiştir.

Karikatüre Konu Olan Yaşantının Temel Özelliği

Karikatürdeki resimsel simgeler ortaklaşa yaşamın zihinlerde oluşturduğu görsel kaynaklı imgelere gönderme yapar. İnsan için yaşamak duyu-algısal varlık alanı (cisimler) ile imgesel varlık alanı (tasarımlar) arasında sürekli hareket edebilmektir. İnsan dinmeksizin bu iki alanın varlıklarını birbirine dönüştürür, birini öbürü ile göstererek. Bu hareket genel olarak “duygular” ve “düşünceler” diye adlandırdığımız yaşantılarımızın kaynağıdır. Yaşantılar insanda acı, hüzün, korku, neşe, sevinç gibi tatlar, mutluluk ve mutsuzluklar üreten ve sürekli birbirine dönüşen yaşam süreçleridir. Yaşantılarımızı akıl yürütmenin nesnesi yaparsak, yani kavramlara dönüştürüp irdelersek, felsefe yapmış oluruz; duyu-algı yetilerimizle hep yeniden yaşamanın nesnesi yaparsak, yani sanatsal biçime dönüştürürsek, sanat yapmış oluruz.

Karikatür sanatında görsel kılınan yaşantılar, yazın sanatındaki yergi türlerinin konu edindiği türden yaşantılardır. Yergide, saldırı hedefi kusurdur. Kusur toplumsal yaşamda etik değerlere aykırı düşmekten doğar. Nasıl, felsefe ve bilimde akla aykırı olanın saptanması ve giderilmesi amaçlanıyorsa, yergide de kusurun sergilenmesi ve düzeltilmesi amaçlanır. Yergide, saldırı konusu olan kusur, yerel-kültürel değerlere aykırı olandan başlayarak, evrensel etik değerlere aykırı durumları ve yapıp etmeleri de kapsayan geniş ve göreli bir kavramdır.

Yazın sanatındaki örneklerinde de görüldüğü gibi, yergi (hiciv, satira) kusur karşısında duyulan öfkeden doğar. Yergide öfke açık bir dille, doğrudan saldırarak kusuru sergiler. Açık saldırının dışında kalan eleştiri imkânları (taşlama, komedi, mizah öyküsü vb.) ise yergiye çeşitli oranlarda gülmece (mizah) ögesinin katılmasıyla ortaya çıkmıştır. Yergide eleştiri öfkeden doğar ve öfkeye yol açar. Gülmecede ise öfkeden doğar, ama gülmeye yol açar; böylece kusur gülünç kılınarak eleştirilir. Yazın sanatında ta Eski Yunan Komedyasından bu yana gülünç kılmanın anlatım araçları olarak yerleşik kişilik biçimleri (tipler) oluşturulmuştur. Bu tipler, eleştiri konusu kusura (yaşantıya) ilişkin imgesel biçim abartılarak ya da bozularak elde edilmiştir.

Karikatür sanatı da aynı yolu izler, ancak herbir kompozisyon için ayrı, özgün bir görsel dil kurarak.

Bir görsel sanat dalı olarak karikatür çok geç keşfedilmiştir. Bunun önemli bir nedeni, kanımca, sanat dalı olara karikatüre duyulan gereksinimi büyükölçüdeyazın sanatının karşılamış olmasıdır.

-------------------------------

FERRUH DOĞAN


KISACA

Felsefe, az bilinen çok kullanılan bir sözcüktür. Filancanın hayat felsefesi vardır. Bir satış kurumu “satış felsefemiz” diye anlatır kendini.

Bir banka “Felsefe Başka” der, diğer bankalara karşı. Örneklerine çok rastladığımız daha da örneklerini çoğaltacağımız bu “felsefe” sözcüğü ne anlatır bizlere? Hiç ya da çok şey! Çünkü bu “felsefe” sözcüğü yaşamımıza girmiştir.

Oysa felsefe, bilgi ve bilgelik sevgisidir. Filozof, inançları, bilgileri, görüşleri irdeler, eleştirir, gerçeği arar, yaşamın anlamını bulmaya çalışır, özetle...

Karikatür hınzır bir sanattır, ele avuca sığmaz. Karikatürcü gülen düşünceyi çizgilerinde belirtir.

Karikatürcü topluma, insana, doğaya çizgileriyle bakar, onlardaki mizahı çizgisinin içinde anlatır. Karikatürcünün bu anlatımı onun felsefesidir; inançları, bilgileri, görüşleri irdeler, eleştirir. Toplumun, insanın, doğanın çelişkilerini, yabancılaşmasını çizdikleriyle belirtir. Yakaladığı çelişkileri çizginin mizahıyla anlatır.

Bir sanatçının estetiğinden felsefesine varılır. Bu felsefe, kişinin ya da kurumların “dürüstlüğü” allayıp pullayıp “felsefe” diye sunmalarından başka bir çabadır.

-----------------------

SERVER TANİLLİ

FELSEFE VE KARİKATÜR

Felsefe ile karikatür karşılaştırıldığında, ilk bakışta şu farklılık göze çarpıyor: Felsefe sözle ya da yazıyla dile getirilen bir fikrî çaba; karikatür ise, mizahın çizgiye dökülmesi. Söz ya da yazı, felsefe için yetiyor, ama mizahın karikatür olabilmesi, düşüncenin çizgiye ya da biçimlere dökülmesiyle mümkün; karikatür, böyle güldürebiliyor, ya da düşündürüyor.

Bu farklılığın dışında ise, her iki alanda birbirine benzerlikler var. En baştaki de şu: Felsefe, insanlığın evrensel sorunları üstünde, akla dayanarak düşünmeye çağrı, edinilmiş bilgi ve kanıları yeniden düşünmek, gözden geçirmek, daha doğrusu sorgulamaktır, diye tanımlanır; “aklın eleştirici tavrı”dır o. Karikatür, bu bakımdan ona benzer: O da, yerleşik düşünceyi tekrarlamaz, tersine sorgular, eleştiri getirir ona ve önümüze daha önce farkına varmadığımız bir başka açı koyar. Madalyonun tersini gösterme, her ikisinde de ortak yan.

Öyle olduğu için de, felsefe ve karikatürde bir “yol açıcı”, bir “öncü”, kimi zaman bir “başkaldıran” nitelik görürüz. Her ikisi de, halin büyük çoğunluğunda, oportünizme karşı, uydumcu olmayan birer tavırdır.”

Her ikisinin de korkutucu olmasının altında bu var.

Bugünkü demokratik sistemler dışında, felsefe horlanır ya da yasaklanır; karikatürün ise fazla irkilttiğinde arkasına düşülür. Kaldı ki, demokrasiler demokrasi olmadan önce de, filozof ve karikatürcü, adım başında kovuşturulmuş, yasaklanmıştır. Otoriter, hele hele totaliter rejimler, aklın sorgulamasının sonuna kadar götürülmesini, bir de fazla gülünmesini hoş karşılamazlar.

Felsefe yalnız düşündürmek, sorgulamakla kalmaz, hele devrimci felsefe ise, önümüze yeni bir toplum tasarısı koyar. Eski çağları bir yana bırakalım, Rönesans’la beraber, Thomas More’dan başlayarak, bu tasarıların “ütopya”lar biçiminde işlendiğini biliyoruz. Söz konusu eserler ufuk açıcı olmuş ve insanları enikonu bilinçlendirmişlerdir. Günümüzde çizgi romanlar, insanoğlunun geleceğini de düşlerken, karikatür, işte bu çizgi romanlar aracılığıyla, insan soyunun yaşadığı bugünkü dünyayı eleştirip yeni bir dünyanın kurulmasında bir görev de yükleniyor.

Bunun en son bir örneği olarak, Turhan Selçuk’un “Abdülcanbaz”ını gösterebiliriz. UFO’ların, halkın merakını sömüren, bir yerde bilimsel bilgilere de ters düşen şarlatanca bir konu olduğunu biliyoruz. Ne var ki, ünlü karikatürcü, Milliyet’te, 1998’in sonlarında başlayıp 1999’un Şubat sonlarına kadar süren “UFO’lar” adlı çizgi romanında, konudan olumlu bir ütopya çıkarmasını bilmişti: İki yıl önce UFO’lar dünyamıza gelmişlerdi; gelenler, uzayın derinliklerinden yola çıkmış Buzkar gezegenindendiler. Bizdekinden çok ilerde bir teknik ve uygarlığa sahip bu yaratıklar kavgasız dövüşsüz gelmiş ve dünyamızı eski sorun ve çekişmelerin bataklığında bırakarak, yine kavgasız dövüşsüz çekip gitmişlerdi.

Büyük karikatürcü, bu hayalî olaydan kalkarak, sonunda, o çizgi romanın en ünlü kişilerinden birinin, ünlü bilgin Karanfil Hoca’nın ağzından, gelenlerin ileri, eşitçi, barışçı düzenini örnek tutarak, dünyamızın acı bir eleştirisini yapar; Buzkar’la Dünya, uygarlıkla ilkellik arasında bizi düşünmeye çağırır.

Ütopyadır çizdiği, ama olumlu, yapıcı, giderek ilerici bir ütopya!

Kaç yüzyıllık bir geleneğin bir karikatürcünün çizgilerinde yeniden dile gelişi.

Felsefeyle karikatürün, Türkiye’nin koşullarında elele vermesinden doğal bir şey de yoktur. Çağdaşlığı ideal edinmiş bir toplum, ister istemez köhnemiş kurum ve ilişkilerini sorgulayacak ve daha ileri, daha insanca bir toplumun özlemini duyacaktır. Öyle olunca da, en başta iki şeye ihtiyacı vardır: Akılcı düşünceye ve gülen düşünceye.

Yani felsefeye ve karikatüre...

-----------------------

ONAY SÖZER

KARİKATÜR VE HAYAL–GÜCÜ

G.W.F. Hegel’in ölümünden sonra ortaya çıkan sağ ve sol Hegelciler içinde ılımlı bir liberalizmi savunarak “merkez”i temsil ettiği kabul edilen filozof Karl Rosenkranz (1805-1879) birçok kitabı arasında Hegel’in estetiğine genişletici yeni bir katkı olan Çirkin Estetik’i (1853) adlı yapıtıyla da tanınır. Genel olarak “çirkin”in ne olduğunu belirledikten sonra “biçimsizlik”, “eğrilik”, “figür ve imgenin bozulması” gibi konulara yer veren bu kitabın son bölümü “karikatür”e ayrılmıştır. Rosenkranz, karikatürün genel olarak resim sanatı ve “satir” türüyle ilişkilerine değinerek özellikle karikatür sanatında hayal gücünün rolünü ön plana çıkarmakta, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra günümüz karikatürüne de temel olabilecek bazı ölçütler vermektedir.

Rosenkranz’a göre karikatür genel kavramla tikel–olanın orta bir noktada, bir “şema”da buluşmasından doğar; bu şema ve onun uygulanışı olarak “şematizm”, hayal–gücü ve onun ürünlerinden başka bir şey değildir. Orta noktanın önemi şurada ortaya çıkar: “Aile”, “devlet”, “dans” vb. gibi kavramların, bu arada özellikle “felsefe”nin karikatürü yapılamaz, ama “filozof”un karikatürü yapılabilir (örneğin Aristophanes Bulutlar adlı komedisinde soyut anlamında herhangi bir sofistin değil, sofist olarak sunduğu Sokrates’in karikatürünü yapmıştır). Kavram gülünç kılınamaz, alaya alınamaz, ama kavramdan yola çıkarak alay ya da “satir” konusu olabilecek noktayı bulmak, bunu kendisinin yarattığı ya da zaten varolan bir bireyin kendisinde yakalamak, karikatürcünün hayal–gücünün başarısıdır (Ästhetik des Hä sslichen, s. 392 vd.).

Ortanın bulunması kuşkusuz ölçülü olmayı gerektirir. Karikatür ilkece -alayın en çok sivrildiği noktada bile- bir ölçü işidir. Ama hayal–gücü her türlü ölçüyü geride bırakarak kendini kendine amaç edinebilir. İşte hayal–gücü ölçüyü aştığı anda, abarttığı çirkinliğin (alay konusunun) içine daldığı anda, ortaya Rosenkranz’ın “idealleşmiş” ya da “fantastik” dediği türden bir karikatür ortaya çıkar; herşey - çirkin olan - bile idealleşir, “masalsı bir özgürlük” kendini haklı çıkarır. Rosenkranz bu duruma örnek olarak, karikatürü yapılası, yapılabilecek bir öyküyü anıyor: Canbaz Debureau ve ailesi Sultan’ın önünde akrobatik hünerlerini göstermek üzere İstanbul’a gelirler. Boş bir salonda, ipek beyaz bir perde önünde, ağabey Debureau’nın çenesine dayalı bir merdiveni kardeşi sonuna kadar tırmanır. Ancak oradan bir daha geri dönmek bilmez, çünkü en son basamakta başını çevirince ipek tül perdenin arkasındaki izleyicilerini, yani Sultan’ın bütün haremini görmüştür ve oraya bakmaya doyamamaktadır. Ağabeyinin işaret ve ricaları üzerine güçlükle aşağı inecektir. Rosenkranz’a göre aşağıdaki akrobat dengeyi, ölçüyü temsil ediyor. Merdiven aslında “güzel–olmayan” bir araçtır; ama onun kullanımı yukarıdaki akrobatın, dolayısıyla, onun temsil ettiği sınır tanımayan bir hayal–gücünün eline geçmiş olmaktadır (a.g.y., s. 429 vd.).

Akrobata bakan izleyicilere bakan akrobat. Bu fantastik karikatür örneği bugün için de ilginçliğini koruyor. Günümüz uzağa–iletişim teknolojisi toplumunun koşullarına uydurarak ben bu karikatürün bir çeşitlemesini şöyle düşünüyorum: Bugüne uymayan tül perdeyi ve haremi kaldıralım. Onların yerine salonu izleyicilerle dolduralım ve bu denli heyecan verici bir gösterinin televizyon canlı yayınına konu olmaktan geri kalmamış olduğunu varsayalım. Diyelim ki merdivenin son basamağına tırmanan akrobat, oraya yerleştirilmiş bir televizyon ekranında kendisinin de içinde yer aldığı bu ilginç canlı yayını bütün dünya ile birlikte izlemeye başlıyor. Televizyon görüntüsünü onun için o kadar büyüleyici ki onun kendi görüntüsü olduğunu ya da içinde yer aldığını unutmuş görünüyor. Çizilseydi bu karikatürün öteki hayalî karikatürden anlamca ayırımı şu olurdu: Aşağıdaki akrobat kuşkusuz burada da yine “anlak”ı, dengeyi, giderek gerçekliği temsil etmektedir; ama yukarıdaki akrobatın yalnızca hayale kapıldığı söylenemez, çünkü ilkin, kapıldığı hayal kendi gerçek durumudur. Televizyon bu gerçek durumu ona bir hayal gibi seyrettirmektedir. Kaldı ki televizyon, hesap yapan, dünyayı hesaplarının içine sığdıran insan anlağının bir ürünüdür.

Rosenkranz haklıdır, genel kavramın karikatürü yapılamaz, ama genel kavramların taşıyıcısı olan insan anlağının, insan yetilerinin karikatürü yapılabilir. Çünkü onun başarı ve ürünlerini (bilim ve teknoloji) anlamak için hayal–gücünü gereksiyoruz. Karikatür hiçbir zaman günümüzdeki kadar idealleşmemişti; çünkü gerçeğin aynı zamanda hayal ürünü ve hayal ürününün gerçek olduğu günümüz dünyasında karikatür yapmak için dengesizi, çirkini ayrıca idealleştirmek gerekmiyor, o zaten hayal gücü boyutlarında karşımıza çıkıyor. O zaten bize bir gerçekliğin masallaştırılması olarak değil, ama bir masalın gerçekliği olarak, masalmış gibi veriliyor. “Total” diyebileceğimiz bir karikatür bize kendini çoktandır kabul ettirmektedir. Bu karikatürde denge yitmiştir artık, çünkü anlak aynı zamanda bir eksiksiz fantezi olmuştur.

Globanatolization bir karikatür albümünün adıdır; ama aynı zamanda sonuna kadar hesabı yapılmış bir gerçekliği dile getirmiyor mu? (Globanatolization, Nezih Danyal, 1996)

-----------------------

STEPHEN MUMBERSON

KARİKATÜR VE FELSEFE

“Felsefeyi hafife almak, gerçek bir filozof olmaktır.” Pascal, Pensées, 1670.

“Yaptığı şeye hayranlık duymadığı sürece, işe yarar bir şey yapan insanı bağışlayabiliriz. İşe yaramaz bir şey yapmanın tek bahanesi yapanın ona büyük bir hayranlık duymasıdır. Sanatın her türü oldukça yararsızdır.” Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi.

Boş verin hepsini.

Fransızlar için felsefe, dil, ikincil metin ve anlamlardan oluşan karmaşık bir konudur - Fransız filozoflar için dilin kendisi bile sorgulanması gereken bir konudur. Ama dünyanın geri kalan bölümündeki sıradan insanlar için felsefe - umarız- kısa, gelip geçici hayatlarımıza bir nebze anlam katar. Çoğu filozofun, hiç kimseyi en yakın kahvehaneye ya da bara yöneltmediğini öğrenmek insanı şaşırtıyor.

Felsefi bir tartışmayı dinlerken insan merak ediyor: hepsi de Platon’un devrine dönseler, kımıldayan gölgeleri seyrederek, hayat, sevgi, şehvet, ölüm gibi sorulardan uzak yaşasalar daha mutlu olmazlar mıydı? Yaşamak pis, mantıksız, kolay anlaşılmayan ya da düzenlenemeyen bir deneyim. Yani gülmece gibi tehlikeli iş!

Belki de karikatürcüler hayatı anlamaya çalışan filozofların son temsilcileri. Akademik ortama veya standartlara aldırmadan gerçeği aramayı sürdürüyorlar. Karikatürcünün felsefesinin konusu, günlük hayatın en küçük parçalarıyla birlikte toplumun bütünüdür. Karikatürcü için yerde ve gökte, düşlerde olduğundan çok daha fazla şey vardır.

Ciddi bir hastalığın pençesinde acı çekerken, iyileşeceklerinden son derece emin birçok hastanın, bu dünyadan göz açıp kapayıncaya kadar çekip gittiklerini fark ettim. Kuşku hayatta kalmak için daha önemli bir yardımcı, hastalık için bir zırh. Çünkü kuşkunun sonunda umut vardır. Dünyanın her yanındaki karikatürcülerin de, politikacılara, güçlülere ve ezenlere karşı en güvenilir silahı bu. Karikatürcünün felsefi görevi sınamak, zor sorular sormak ve bizi yönetenler ve her fikri bize dayatanlar arasında yalan söyleyenler olursa onları teşhir etmektir. Genellikle kişisel ihtiraslarına hizmet edenler, deliler ve hafif suç işleyenlerle dolu olan politika dünyasında vandallar olmamız gerekir. Gerçekler ve çabalar, amacı hayatı ve dünyayı kontrol etmek olanları pek az teşhir edebilir. Karikatürcü, bu türden şişirilmiş bireyleri ortaya çıkarmak için öykülerle yapıcı bir yalan yaratmalı veya soytarının saçmalıklarıyla vurmalı. Aptalın dilini, soytarının felsefesini konuşmalı; mevki veya makama, yücelik veya açgözlülüğe, güç veya servete hiç saygı göstermeden, yalanlara karşı mutlak yalanlar, hakaret, alayla mücadele edip bunları aydınlatarak sorgulanmasını sağlamalıyız. İnsan hayatı karikatürcü için zorunlu felsefe, mücadelenin kendisi ve nedenidir. Üstelik bir solucan ya da herhangi bir bakteri dünya tarihi üzerinde insanın kısacık varoluşundan çok daha büyük bir etki yaratmıştır.

Hayat, biz insanlar için berbat felsefi bir şakadır - gülmek ağlamaktan daha iyi.

----------------------

AFŞAR TİMUÇİN

GÜLMEK FELSEFE YAPMAKTIR

Gülmek ama gerçekten gülmek felsefe yapmaktır. Güler gibi yapmak gülünç olmaktır bir gerçekliğin karşısında bir çaresizlikten başka bir şey değildir. Gülmeyenler, gülemeyenler hep güler gibi yaparlar. Güler gibi yapmak ağlamak gibi, dizlerini dövmek gibi bir şeydir. Her ağlayanın kendine ağladığını, dizini dövenin kendine yandığını biliriz. Ama gülmek felsefe yapmaktır, bir yorumcu ya da eleştirici kimliğiyle varlığa dokunmaktır. Gülmek onaylamak değil eleştirmektir. Bir şeyin açığını ya da zayıf noktasını görüp ona parmak basmaktır. Gerçek anlamda gülmek, isteyerek gülmek değil, kendini gülmekten alamamaktır, kendini tutamadan gülmektir. İnsan ancak alışılmadık bir çelişki ya da çelişkili karşısında gülme duygusu duyar. Her yepyeni ya da her özgün en başta sanatın konusudur. Karikatür gülmekten başka bir şey yapmayan sanattır. Bize bir anlamı tam bir yetkinlikte sunan her şey, her yeni şey sanattır. Sanat duygusallığın ve düşünselliğin tam bir bütünsellikte açınlandığı yerdir.

Karikatür çizenin birinci işi güldürmek değildir, o kişi birilerini ne yapıp yapıp güldürmek amacıyla çizmez. O yalnızca bir durumu belirlemektedir ki güldüren de işte budur, bu durumdur. Karikatür çizen kişi yalnızca bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Gülme bir sonuç olarak kendini gösterir, bir gereksinim olarak kendini göstermeden birdenbire gerçekleşir. Zaten gülme, gerçek anlamda gülme danışıklı değildir. Örneğin sahnede gülmek durumunda olan oyuncu her şeyden önce bir danışıklı durum içinde olmadığına izleyicileri inandıracak biçimde oyununu oynamak zorundadır, onun danışıklı bir durumu sürdürmekte olduğunu başta kendisi olmak üzere herkes bilse de. Bunu yapamadığı zaman onun canlandırdığına değil kendisine gülerler. Güldürmek isteyip de güldüremeyen gülünç olur.

Bizi güldüren çelişkilerdir. İğne deliğinden geçmeye çalışan bir fil de, bir file batmış olan incecik bir iğne de bizi güldürür. Çölde zengin sofra düşlemleri kuran aç ve susuz adamın durumu da gülünçtür. Zorda kalmış insana gülünür mü? Elbette gülünür, bu gülüş zorunlu olarak içinde biraz acı barındırsa da. Bir insanlık durumu hem acıklı hem gülünç olabilir, acılılık kötü koşullardan, gülünçlük çelişkili koşullardan gelecektir. Zaten her gerçek gülünçte bir acıklı gizlice ya da sessizce kendini duyurur, alttan alta varlığını sezdirir. Neden mi? Çünkü yalnızca düşmüş olana güleriz biz. Yükselmekte olana, en azından yerini koruyana, uyarlıya, çelişki barındırmayana ya da çelişkiye düşmeyene kim güler! Düşmüş olanın durumu hem gülünç hem acıklıdır. Moliè re’de katıla katıla güldüğümüz insanlık durumları gerçekte yakından ya da derinden bakıldığında acıklı durumlar değil midir?

Ancak, çelişkiye yüzyüze geldiğimizde önce gülme duyguları duyarız, acıma belki o çelişkiyi sıkı bir araştırmaya tuttuğumuzda ortaya çıkacaktır. Cyrano de Bergerac’ın durumu gülünç müdür acıklı mıdır? Hem gülünç hem acıklıdır. İnce bir ruh ve kocaman bir burun çelişkisi daha baştan her şeyi altüst eder. Her gerçekçi göz Roxane’a Christian’ı uygun görecektir. Christian da bir başka bakımdan gülünç değil midir? Evet, gülünçtür. Derli toplu hatta yakışıklıdır ama sevgilisine söylemek için iki sözü yanyana getiremez. Yaşamın gelişimi içinde çeşitli süreçler boyunca acı gülünçlünün altından kendini yavaş yavaş ortaya koyacaktır, gülünç görünümüyle Cyrano ve gülünç durumuyla Christian arkalarında nice olay bırakarak göçüp gittiklerinde geriye bir burun ve bir beceriksizlik izleniminden çok bir yazık olmuşluk duygusu bırakacaklardır.

Moliè re gülünç olanı yakalayabilmek için toplumsal çelişkilere yönelir, bu çelişkilerden giderek gülünç olanın içindeki evrenseli bize göstermeye çalışır. Yaşamdan derlediği pekçok özelliği evrensel insanın nitelikleri olarak genele bağlarken bize şunu anlatmak ister; geçip gidende gülünçlünün varoluş nedeni yatmaktadır, dağılan yaşam değerleri son aşamalarında kendilerini gülünçleştirirler ve böylece evrenseli bir tür olumsuzda açığa çıkarırlar ya da açıklarlar. Onun gülünç diye altını çizdiği şey bir insanın durumu olduğu kadar bir insanlık durumudur. İyi sanatçı odur ki bir insanın durumunda bir insanlık durumunu görür ve dışlaştırır. Bilim ve felsefe gibi sanat da en son açıklamalarını evrenselde gerçekleştirmek ister. Moliè re güldürür ve güldürmek için çok özel değil, çok belirgin, çok köklü çelişkiler yakalar. Bu çelişkiler bir insanlık durumunu gösterdiği kadar bir dönemde bir sınıfın ya da bir kesimin çelişkili yaşam biçimlerini de ortaya koymaktadır.

Evet, saptanılan doğru o kadar da görülmeyecek cinsten değildir, gene de onu görebilmek için özel bir göz olmak gerekecektir. Gülünç Kibarlar’da Molière “Nitelikli insanlar hiçbir şey öğrenmeden her şeyi biliyorlar” derken bir doğruyu ortaya koymaktadır, ne var ki bu doğru kendi içinde tam bir karşıtlığı ortaya koyar, çünkü öğrenmeden bilmek olası değildir. Burada tam bir düşmüşlük yansımaktadır. Moliè re gülünç olmanın belli insanlarla sınırlı olmadığını Kadınlar Okulu’nda şu sözlerle duyurur: “Evet ama başkasına gülen / Bir gün de kendisine gülerler diye korkmalıdır.” Gülünç düşmüş olana gülenin yarın gülünç düşmeyeceğini kim söyleyebilir? Yazarın Hekim Aşkı Oyununun ikinci perdesinde şu sözü işitiriz: “Siz dört hekimle ne yapmak istiyorsunuz bayım, bir insanı öldürmek için bir tek hekim yetmez mi?” Biraz sonra da şunları işiteceksiniz: “Dört hekim ve iki eczacıyla öldü.” Olumsalın olan’ı aşmasındaki gülünçlük aynı oyunda şu sözlerle dile getirilir: “Olabilir mi bilmiyorum, ama olduğunu iyi biliyorum.” Gülünç olan gündelik gerçekliğin en belirgin özelliklerinde bile kendini gösterecektir. Hastalık Hastası’nda şu sözlerle karşılaşırız: “İnsanlar ilaçlarından ölürler hastalıklarından değil.”

Zayıflıklar, kurnazlıklar, bilgisizlikler yeni yetkinlikten uzak oluşlar bize çabucak gülünçlüğü getirir. İnsan yaşamında bu kaynaklardan beslenen binlerce çelişki bize her zaman gülme koşulları sağlayacaktır. Her gülünçlüğün altında ya bir kurnazlık, ya bir zavallılık, ya bir çokbilmişlik ya da buna benzer bir şey vardır. Gülünç olan yenik düşmüş olandır. Tutarlıya, hiçbir açık vermeyene, dağ gibi direnene, tam anlamında eksiksize gülemezsiniz. Gülmek istiyorsanız birilerinin bir açığını yakalamanız gerekir. O yüzden öfkeyle birini gülünç etmek isteyenler bir açık bulamadılar mı daha da öfkelenirler. Yetkinlik her zaman yücelik duygusu verir, gülünçlülük duygusu vermez. Yaşam da yetkinliklerden çok eksikliklerle, eksikli oluşun getirdiği tutarsızlıklarla, tutarsızlıkların getirdiği çelişkilerle örülmüştür. Frak giymiş bir eşek gülünçtür, semerlenmiş bir insan da gülünçtür. İnsan yaşamının yüzeylerinde de derinlerinde de nice çelişki vardır. Sanatçı onu bir gerçekliğin anlatımı olarak gün ışığına çıkarır ve dikkatimize sunar. Gülmek yaşamı yorumlamaktır yani felsefe yapmaktır. Karikatür çizen kişi gerçek bir filozoftur. Her filozof gibi o da bizim görmediğimiz görür. Demiryolu olmayan yerde tren bekleyen adamı biz göremeyiz ama o görür.

Hiçbir sanat, komedi sanatı da, karikatür sanatı kadar dolaysız değildir bu güldürme işinde. Karikatür gidimli düşünceye değil, tam tamına Descartes’çı anlamda anlık sezgiye açıktır. Birden bakar ve çelişkiyi görürsünüz. Karikatür sanatçısı bir vuruşta felsefe yapar. Anlık sezgi böylece karikatürün temel niteliği olur. Komedide gülünçlü olmayan aralar vardır, sus’lar gibi araya giren doğallıklar ya da çelişkili olmayan durumlar vardır. Çelişki karikatürde tek bir ögede kendini ortaya koyar. Bu şaşmaz tekfikirlilik karikatürün çarpıcı gücünü oluşturur. Karikatür ayrıca biçimbozmayı öbür sanatlardan daha büyük ölçüde ve daha büyük bir yetkiyle kullanır. Biçimbozmalarla sağlanan anlatım kesin ve çarpıcı olacaktır. Öbür sanatlarda yadırganmayan biçimbozma karikatürde hiç yadırganmaz. Karikatür özdeyiş gibidir, bir anlatır ama tam anlatır.

----------------------

JOHN A.LENT

KARİKATÜR VE FELSEFE

Karikatür ve felsefe - ciddi olarak düşünülmeye değer, ancak mizah biliminde sürekli olarak göz ardı edilen bir konu.1

Neden böyle? Belki, 1) felsefe, giderek mesleki eğitime dönüşen akademik ortamda önemini kaybetmeye başladığı için, 2) karikatürdeki felsefe hafife alındığı ya da hiç önemsenmediği, bu yüzden de araştırmacıların ilgi alanına girmediği için, 3) çoğu çağdaş karikatür, çabucak, ticari kaygılarla çizildiği için (özellikle ABD’de böyle) derin düşüncelerden veya felsefi bir temelden yoksun.

Mizah sanatı ve felsefenin ilişkisi hem çok eskilere dayanır, hem de geniş kapsamlıdır. Budizm, eski Asya sanatı üzerinde mizah ve oyun izleri bırakmıştır. Ancak Konfüçyanizm, liderleri ve yaşlıları maddeleştirerek, mizahçıların ve karikatürcülerin yüzyıllar boyunca bu insanlara ulaşmasını engellemiştir. Asya kökenli başka kaynaklar, karikatürün gelişmesini engelleyen bazı felsefi doktrinlere işaret ederler. Hintli karikatürcü Ravi Shankar, ülkesinin “dokunulmaz gelenekleri”nin “Nachiketik felsefeden kaynaklanan ... saygısızlık potansiyelini” engellediğini söyler.2

Bu yazıda, Amerika Birleşik Devletleri ve Asya’da görülen karikatürler örnek alınarak, karikatürle felsefe arasındaki bağ üç alanda incelenmiştir. Bunlar: Karikatürlerde var olan hayat felsefesi, biçimsel felsefelerin karikatürlerdeki tasviri, ve kuramcıların ve karikatürcülerin meslekleri ve uygulanışı hakkındaki felsefeleri.

Amerikan gazetelerindeki karikatür bantları, yıllar boyunca birçok felsefi mesaj taşımışlardır. Felsefe yüklü unutulmaz bantlardan bazıları “Calvin and Hobbes”, “Skippy”, “Peanuts” ve “Pogo”dur. Yaratıcısı Bill Watterson, “Calvin ve Hobbes”e (1985-1995) felsefi (ve psikolojik) bir nitelik kazandırmak için çabalamış, kullandığı karakterlerin adlarını bile 16. yüzyıl Protestan reformcusu Calvin’den ve 17. yüzyıl sosyal filozofu Thomas Hobbes’dan almıştır. Bir gözlemci şöyle yazmıştı: “Böylece, Calvin, John Calvin’in insanlar hakkındaki görüşünü (onları, iştahları tarafından hükmedilen, vahşi, doğal bir dünyada yaşayan yaratıklar olarak tanımlardı) mizahi bir üslupla hatırlatırken, içi doldurulmuş kaplanı Hobbes da, zaman zaman, Thomas Hobbes’a göre dünyadaki doğal davranışın karikatür versiyonunu yansıtır.”3

Percy Crosby tarafından çizilen “Skippy” (1925-1945), Crosby’nin biyografisini yazan Jerry Robinson’a göre “aynı zamanda hem felsefi olgunluğa, hem de çocuksu yaramazlığa sahip” bir kaldırım filozofuydu.4 Crosby felsefeyi ve - polemiği - çok seviyordu, bu yüzden de Skippy’nin konuşma balonlarında ve yazdığı 14 kitapta, insan ruhu, kozmoloji, savaş, sanat, kilise ve diğer başlıklardaki görüşlerini gürleyerek yansıttı. Ancak söylemini bedelini ağır ödedi. Karikatür bandını, servetini ve evliliğini kaybetti. İntihar girişiminden sonra da bir akıl hastanesine kaldırıldı ve ömrünün son yirmi küsur yılını orada geçirdi.

Charles Schulz, yayını 1950’den günümüze kadar süren popüler “Peanuts” bandında yönelttiği felsefi, teolojik ve psikolojik sorularla, bir bilim adamının, teolojik yorumları üzerine, bol kazançlı iki kitap yazmasına yol açtı: “Peanuts’a göre İncili Şerif” (The Gospel According to Peanuts - 1964) ve “Peanuts Meselleri” (The Parables of Peanuts - 1968).

Walt Kelly’nin çizdiği “Pogo”nun (1950-1974) felsefi temaları arasında doğallık ve doğal ahlak vardı. Norman Male, Pogo’nun hayvanlar çetesinin düşüncelerini şöyle yorumlamıştı: “Hepimiz birbirimizi yemek gibi içgüdüsel bir arzu hissederiz, bunu hissetmek yanlış değildir. Hepimiz potansiyel yiyecekleriz. Ama bu, size benim isteğim hilafına beni yemek hakkını vermez. Belki ben yaşamak istiyorum. İstiyorsam, benim yaşama hakkım, sizin beni yeme arzunuzdan daha önemlidir.”5

Başka Amerikan bant karikatürleri de, dünyaya felsefi nüktelerle bakmanın yollarını aramışlardır. Edward Shannon, “Krazy Kat”i (1924-1944) “okurlarının anlamına bel bağladıkları ... gerçeğin, postmodern inkârı” şeklinde nitelemiştir.6 Anthony A. Harkins, Milt Caniff’in “Steve Canyon” (1947-1987) ve “Terry and the Pirates” (1935-1972) bantlarının “Konfüçyan diyaloglar”la dolu olduğunu, bunu hem komik bir etki yaratmak, hem de komünist Çinlileri eski kafalı ve Amerika’nın silah ve personel gücüne eşdeğer bir güç çıkarmalarının mümkün olmadığını vurgulamak için kullandığını” söylüyordu.7 David Manning White, sağcı filozof “Little Orphan Annie”ı (1925-1979) “Düzenli olarak atanan devlet yetkililerine Nietzche-vari tepeden bakış” sözleriyle tanımlıyordu.8

Winsor McCay’in, en tanınmışı “Little Nemo in Slumberland” (1925) olan düşler ülkesi karikatür bantları, “ahlakçı panoramalar ... pitoresk kinayeler ... kağıt üstünde vaızlar”dan oluşuyordu.”9 Banht karikatür koleksiyoncusu ve yazar Richard Marschall McCay hakkında şöyle söylüyordu: “McCay, Eski Ahit peygamberleri gibi öğüt veriyor, uyarıyor ve eğitiyor. Ebedi gerçeklerden dem vuruyor, Tanrı vergisi hayal gücünü ve ifade yeteneğini kullanarak eski dersleri yeni nesillere aktarıyor.”10

Amerikan çizgi romanları da felsefeler üzerine kuruluydu: Alan Moore ve Dave Gibbon’un “Watchmen”i ve “giderek anarşist olan bir toplumdaki süper kahramanın kaderi üzerine varoluşçu düşünceleri”;11 R. Crumb’ın, “eserlerinin felsefi kutuplarını -- üstün yabancılaşmaya karşı azgın hedonizmi“ tanımlayan Fritz the Cat” ve “Mr. Natural”ı;12 1950’li yılların başlarındaki atom çağının doğuşuyla ilgili çizgi romanlar ve mesajları: “Savaş gereklidir, iyiler asla ölmezler ve atom bombası kullanışlı bir silah olarak kabul edilebilir”.13 Daha pek çok örnek var.

Felsefenin aktarılabilir cevherleri, ta başında Amerikan çizgi romanlarına sızmıştı. “Popeye”ın (1935’ten günümüze) “Sen ne dersen de, ben benim, neysem oyum, başka biri değilim” şeklindeki unutulmaz tutumu;14 veya “Beetle Bailey”nin (1950’den günümüze) “Ne zaman içinden çalışmak gelse, bir yere uzanıp geçmesini bekliyorum” sözleri.”

Dünyanın hiçbir karikatürcüsü, biçimsel felsefeyi Tayvanlı Tsai Chih-chung kadar iyi tasvir etmeyi başaramamıştır. Konfüçyüs, Laozi ve Zhuangzi gibi antik Çin filozoflarını açıklama görevini büyük bir oburlukla üstlenen Tsai’nin, çizgi romanlarının satışı yüz milyonlarla ölçülüyor. Yalnız “Zhuangzi Speaks” adlı kitabı çıktığı ilk sekiz yılda 114 baskı yapmıştı. Tsai, eserlerinde, Çinli filozofların mistik ve soyut düşüncelerini, anlaşılır ve ilginç öykülere dönüştürerek çarpıklıklan önlemeye çalışıyor. Klasiklerin üstüne çıkmak gibi bir beklentisi olmadığı için, kitaplarının her sayfasında orijinal metni ve notları da yayınlıyor.15

Anant Pai de, 1970’lerde ve 1980’lerde Hindistan’da, ulusal gelenek ve kişilikleri Hintli çocuklara tanıtmak amacıyla yayımladığı “Amar Ghitra Katha” (Ölümsüz Resimli Öyküler) adlı popüler kitabıyla, daha küçük ölçekte olmakla beraber aynı şeyi yaptı. Bir dizi çizgi roman da filozofların ve din bilginlerinin öykülerini kullandı. Arap dünyasında, çizgi romanlar Arap ve İslam filozof ve düşünürlerini yansıttı. İslami koşullarda ahlaki rehberlik yapmayı ve öncelikle İslami konuları yansıtmayı amaçlayan İslami çizgi romanlar, bant karikatürlerde ve kitaplarda boy gösterdi. Tunuslu Yusuf Sıddık, Kuran’dan alınmış çizgi romanlardan sayısız cilt yayımladı. “Zam Zam” ve “el Firdevs” gibi periyodikler İslamın ilk yıllarına ait öyküler anlatıyordu; “el Riyad”, bir 12. yüzyıl filozofu ve hekimi tarafından yazılmış olan “Havy ibn Lakzan” adlı felsefi metinleri uyarlayarak, 1981-1982 döneminde bir çizgi diziye dönüştürdü.16 Hıristiyanlık da İncil’i öğretmek ve din propagandası yapmak için çizgi romanlardan yararlandı.

Karikatür felsefeleri, başka bir deyişle bu sanat türünün dayandığı kuramlar, yüzyıllarca geriye, da Vinci, Hogarth, Rowlandson, Daumier, Grose ve Töpffer gibi düşünürlerin görüşlerine kadar uzanır. Ancak son zamanlarda, E.H. Gombrich, Will Eisner, Scott McCloud ve diğerlerinin eserlerinde, mizah sanatında daha bütünsel ve biçimsel bir felsefe yaratma çabası görülür.17

Bazı karikatürcüler de eserlerine sızan, hatta fışkıran felsefelere kapıldılar. Çin’in karikatür geleneğinin kurucusu Feng Zikai (1898-1975) filozof sanatçı olarak tanımlanmış ve eserleri “taze sanatsal lirisizm, kökleri Budizm felsefesine uzanan katıksız sanatsal dürüstlük” sözleriyle övülmüştü.”18 Biyografisini yazan Christoph Harbsmeier, “kaygısız, rahat sanatsal formu ve felsefi, hatta dinsel anlam derinliğini ve ciddiyetini birleştirebildiği için” Feng’in üslubunun eşsiz olduğunu söylemişti.19 Hindistan’ın önde gelen politik karikatürcüsü R.K. Laxman, felsefe, ekonomi ve siyaset üzerine yaptığı akademik kariyerini karikatürlerinde kullanarak şu felsefeyi benimsedi:

Öte yandan, felsefe hakkında öğrendiklerim, hemen her gün karşılaştığım ekonomik ve politik durumları cesaretle göğüslememe yardımcı oldu. Bunun yanında, durumlara ve bu durumlara karışan insanlara yaklaşarak, onları şakacılıkla, saygı ve sevgiyle yansıtmamı sağladı.20

Tabii, karikatürcülere en çok sorulan soru “Eserlerinizdeki felsefe ne?”dir. Verilen cevaplar “Felsefem yok” veya “Neden soruyorsunuz?”dan, karikatürcünün eserlerinde bulunan felsefi derinliğe parmak ısırtacak uzun soluklu söylevlere kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılır. Ama ilk örnekler, son örnekten daha fazladır.

---------------------

AHMET İNAM

HÂLİ YORMA OLANAĞI OLARAK KARİKATÜR

Karikatür dört ayağı üstünde duruyor: Hâl, anlatım, mizah, çizgi. Karikatür, dünyanın kavranışına yapılmış bir yükleme. Kendine özgü bir bakış, kavrayış. “Karikatür”sel kavrama diyebileceğimiz, alışılmış, biyo-kültürel kalıpların dışında bir kavram söz konusu: Bu kavrama, sanatın, bilimin ve yaratıcı düşünme sonucunda düşünce üretiminin temelinde olan bir kavrama. Buna yüklü ya da gebe kavrama diyelim (Türkçe’de yüklü, gebe anlamına da gelebilir!). Öyleyse, bir mizah anlatımı olarak karikatür köklerini “mizah”tan almaz; insan olarak dünyayı kavrayabilme biçimlerimizden birinden alır! Karikatürün “geneoloj kökleri, bilim, sanat ve felsefenin kökleriyle ortaklık taşır; bu ortaklık algılama, kavrama olanağımızdan gelen ortaklıktır, gebe kavramadan. Gebe kavrama diyorum, çünkü, beklentilerle düşünme, duyma, eleştiri, yerme eğilimleriyle yüklü, bulunduğumuz duruma (circumstances) (biyolojik, psikolojik, ekonomik, politik, kültürel koşullar...) içindeki yerimizi, yani halimizi yeni yorumlamalarla anlamaya yönelik bir kavramdır.

Karikatür hâlimizi anlatır: Hâl, karikatürün dört ayağından biri. Hâlimizle durumumuzu ayırıyorum burada. Durum, kültürümüzde baskın olan görüşlerle (geleneğin, medyanın, çıkarlarımızın etkisiyle) kavradığımız, bizi saran yaşantılardan (experiences) oluşur. Dostum sorar: Durum nasıl? “Eh, idâre ediyoruz” yanıtı, kültürel kalıplarda söylenmiş duruma uygun bir anlatımdır. Hâlimizi anlatmaz. Hâlimiz, durumun, kendimizce yorumlanarak, anlamlandırılarak yaşanmasıdır. Hâli yaşayabilmek bir bilinç işidir; bir farkında olmayı, uyanık olmayı gerektirir.

Bilim, sanat, felsefe durumu değil, hâli yaşayabilen kültürlerde çiçek açar. Karikatür de hâlin kavranışında kendini gösterir. Durumu yorumlayıp, anlamlı bir biçimde çarpıtabilme, çarpıtarak onu izleyene (beholder) iletiler sunmaktır. Karikatüristte gebe kavrayıştan doğan bir hâl kaygısı vardır. “Rahatsız” olduğu, bundan dolayı anlatmak istediği bir kavrayışı yaşamaktadır. Karikatüristin hâl yaşantısı “gebe”dir, çünkü; “dolu”dur o, anlatmak istedikleriyle dolu: Doldurmak istedikleriyle dolu. Bu anlamda bir dolduruşa getirici, düşünce ve duyguya darbe vuran, onları kışkırtan, harekete geçiren, “kışkırtıcı”, “tokmaklayıcı” anlatımdır. Elbette sükûn halinde, düşündürücü, “derin”lere götürücü karikatür anlatımları da olabilir. Yine de karikatürün düşünce ve duygularımızın bir yerlerini (bir yerlerine) çizebilmelidir!

Karikatürün anlatımı mizahın anlatımıdır: Mizahı, gülmece ile, gülmekle eş tutmamak gerek. Mizah canımızı sıkabilir, kızdırabilir bizi, düş kırıklığına uğratabilir, derin acılar verebilir. Çünkü mizah, bir anlamda “izah”tır: Bir gebe kavrayışın ortaya çıkardığı açıklama, yorumlama düşüncesidir. Bizi, durum içine batmışları, hâlimizi anlatır. Bilimin, sanatın, felsefenin anlattığı gibi anlatma çoğu kez; bizdeki mizah duygusunu da ele geçirmeye çalışır.

Mizah, bizi rahatlatabilir de. Güle güle rahatlatır ve hâlimizi unutur; durumumuzun içine gömülür ve hâlimizi yaşamaktan uzaklaşır; durumun alışkanlıkları içinde yitip gideriz. Bu tehlikeli bir mizahtır. Uyutucu, uyuşturucu mizahtır. Bana sorarsanız mizah değildir. Mizah bir isyandır. Bir kafa tutmadır. Gülerken düşünme, düşünürken gülme; farkına vararak içtenlikle itiraf etme, itiraf ederken zayıflıklarını görme, insan olduğunu anlama; geçmişine dayanarak, onu yorumlayıp, belki de birçok yanını yadsıyarak, geleceğin olanaklarını anlamaya çabalama çabasıdır.

Karikatürün dördüncü ve son ayağı çizgidir (Dörtten fazla ayağı olan karikatür görenler ya yazsın ya çizsin!). çizgi, yazılı dilden farklı anlatım olanakları taşıyabilir. Çizginin yazılı anlatımla örtüşen yanları vardır. Yazıyla anlatılabilen karikatürlerden söz ediyorum (yazılı-yazısız karikatür değil, yaptığım ayırım; çizildikten sonra bir başkasına karikatürün çizgilerini göstermeden, sözle ya da yazıyla yaptığımız anlatımdan dem vuruyorum). Bir de tercihim sözle ya da yazıyla “tam” olarak anlatılamayan karikatürlerden yanadır. Muhakkak gözle görülmesi gereken karikatür. Başka anlatım dillerine çevrilemeyen karikatür. Çizgiye özgü olan, çizgiyle anlatım.

İşte bu dörtlü yapısıyla karikatür, içine düştüğümüz durumların, sıkışıp bir türlü çıkamadığımız hallerin yorumunu yaparak, halimizi bize anlatma olanağıdır. Ben buna “hâlimizi yorma” diyorum. Karikatür, halimizin duvarlarını, algılama eksikliğimiz ya da özürlerimizden ileri gelen ufuk darlığının verdiği kuşatılmışlığı “yorarak”, bunların ötesine geçebilme çabasıdır.

Bu yazıda, biraz karikatürü karikatürleştirdim. Onu başka türlü anlamaya gönlüm razı olmadı.

Kaynak: http://www.nd-karikaturvakfi.org.tr/



Günün Sözü

Öfkeli bakan değil, akıllı bakan korkunç ve tehlikeli görünür: Kuşkusuz insan beyni aslanın pençesinden daha korkunç bir silahtır. (Arthur SCHOPENHAUER)

Nerede canlı bulduysam, orada güç iradesi buldum; hizmet edenlerin iradesinde bile efendi olma iradesi buldum. (NIETZSCHE)

Hep öğrenci kalan insan, öğretmenine borcunu kötü ödüyor demektir. (NIETZSCHE)

FelsefeSınıfı.Com'da Ara
Saat
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam179
Toplam Ziyaret1519046