• FelsefeSinifi.Com
    • "Felsefe merakla başlar" Platon
    • Felsefe yapmak mı lazımdır diyorsunuz, o halde felsefe yapmak lazımdır. Felsefe yapmamak mı lazımdır diyorsunuz, bunu yapmak için yine felsefe yapmak lazımdır. (Aristoteles)
Üyelik Girişi
E-Haber
Site Haritası
Hava Durumu
Anlık
Yarın
17° 2°

Ziya Gökalp

ZİYA GÖKALP(doğum tarihi. 23 Mart 1875 – ölüm tarihi. 25 Ekim 1924), yapıtları ve görüşleriyle Türkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini önemli ölçüde etkileyen Türk toplumbilimci, yazar, şair ve siyasetçidir. Meclis-i Mebusan'da ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekilliği yapmıştır. "Türk milliyetçiliğinin babası" olarak da anılır. Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876'da Diyarbakır'da doğdu.

Gökalp'in Düşünce Hayatımıza Katkıları

Osmanlı Devleti'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı'dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu.

"Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamcılıktı. Uluslararası kültürün yapıcı ögesinin ulusal kültürler olduğunu savundu.
Bireyi temel alan liberalizm ile çatışmacı toplumu temel alan Marksizm'e karşı mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden solidarizmde karar kıldı. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. "Milliyetçilik" düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve Bir gelişmesinde önemli bir rol oynadı.

ZİYA GÖKALBA GÖRE BİR SOSYOLOĞUN GÖREVİ

sosyoloğun görevinin millî kültür unsurlarını ortaya çıkarmak (keşfetmek) olduğu inancını takiben, Türk ailesinin evrimi ile (pre-islamic) İslâm-öncesi Türk dini ve devlet üzerine bir dizi çalışmaya girişti.Eğitim ve ve hukuku sekülerleştirme ve kadınlar için eşit haklar teklif etme üzerindeki programları kısmen 1917 - 1918 yıllarında uygulamaya konuldu.

Gökalp üzerindeki fikirler ikiye ayrılır. Gökalp, bizzat kendisi, çalışmalarını özgün hale getiren şeyin, Durkheim'ın sosyolojik metodu üzerindeki denemelerini Türk medeniyetine uygulamak olduğunu düşünüyordu. Destekleyicileri ise; onun kültür ve millet yapısı üzerindeki kavramsallaştırmalarının özgün olduğu ve çalışmalarının, Durkheim geleneğindeki bilimsel sosyolojiyi temsil ettiği konusunda hemfikirdiler; ayrıca, muhalifleri, Gökalp'ın baskın kollektivist fikirlerle, dogmatik tümden ve gelimci bir zihin yapısına sahip olduğunu vurgularlar. Bunların ötesinde, Gökalp, ateşli bir milliyetçiydi ve öğretilerinin Türkiye'nin modernleşmesi yolunda fikrî bir kaynak sağladığına şüphe yoktur

Gökalp, 'ulusal bilinç'i ve toplumbilimini pozitivist bir biçimde topluma sunmuştur. Bunları yaparken de bilime önem vermiştir. Zaten O, bu yüzden Durkheim'ci görünür.

ZİYA GÖKALPİN KÜLTÜR ve MİLLET ANLAYIŞI

Bir toplum, Gökalp'e göre kültür alanında ilerledikçe medeniyeti de yükselir. Medeniyetin hızla yükselmesi kültürü bozar. Her kavmin yalnız kültürü vardır. Bir kavim, kültürce yükseldikçe siyasetçe de yükselerek kuvvetli bir devlet vücuda getirir. Diğer taraftan da kültürün yükselmesinden medeniyet de doğmaya başlar. Medeniyet, ilkin milli kültürden doğduğu halde, diğer ülkelerin medeniyetinden de bir çok kurumlar alır. Fakat bir toplumun medeniyetinde fazla bir gelişimin hızla ortaya çıkışı zararlıdır.

Gökalp'e göre kültürü kuvvetli, fakat medeniyeti zayıf bir milletle; kültürü bozulmuş, fakat medeniyeti yüksek olan diğer bir millet siyasi mücadeleye girince, kültürü kuvvetli olan millet daima galip gelmiştir. Örneğin; eski Mısırlılar, medeniyette yükselince kültürleri bozulmaya başladı. O zaman yeni doğan Fars devleti ise medeniyette henüz geri olmakla beraber, kuvvetli ve kültüre de sahipti. Bundan dolayı, Farslılar, Mısırlıları mağlup ettiler. Birkaç yüzyıl sonra, İran'da da medeniyet yükseldi . Bunun sonucu olarak da kültür zayıflamaya başladı. Bu defa da başlangıçta henüz kültürleri bozulmamış olan Yunanlılara mağlup oldular.

Gökalp'de kültür, bağımsızlığını sürdürmesi için medeniyeti temsil etmekle yükümlüdür. Eğer bir kültür, çevresindeki medeniyeti temsile çalışmazsa, çevredeki medeniyet o kültürü bozar, yok eder. Bu suretle O'nun kültürel sikloit (devirsel) teorisi iki noktada özetlenebilir:

1) İlkin, medeniyet kaynağını kültürde buluyor. Yani toplumlarda kültür başlamadan medeniyet doğmamaktadır.

2) Medeniyet yükselince kültür de bozuluyor. Bozuk kültürlü milletler de medeniyetsiz toplumlara yenilmektedirler.

Gökalp'e göre kültür, medeniyete üstün gelir. Çünkü medeniyetsiz kültüre sahip olan millet sağlamdır. Buna karşılık, kültürsüz medeniyete sahip bulunan bir millet de hastadır. O halde, bir milletin sağlam olabilmesi için hem kültürünün hem de medeniyetinin dengeleştirilmesi gerekir.

ZİYA GÖKALPİN EĞİTİM HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

Ziya Gökalp, eğitimin amaçları konusunda büyük oranda E. Durkheim'ın görüşlerini "Türkçeleştirerek" işe başlamıştır. Ona göre; "Terbiye, bir cemiyette yetişmiş neslin henüz yeni yetişmeye başlayan nesle fikirlerini ve hislerini vermesi demektir." Bu şekildeki bir eğitim, yaygın eğitim ve organize eğitim şekillerinde halk arasında ve okullarda olmaktadır.

Eğitimi, "ferdin içtimaileştirilmesi" olarak alan Ziya Gökalp'e göre, toplumların gelişmesi sonucu ortaya çıkan işbölümü ("taksim-i âmâl"), fertlerin muhtariyetini doğurmuştur. Çağımızın insanlarında ferdî şahsiyet esastır.

Hakikî ferdiyetler ancak millî fertlerdir, diğerleri dejeneredir. O halde "... terbiyenin gayesi millî fertler yetiştirmektir. Millî fertler yetiştirmek ise, doğrudan doğruya 'millet yapmak' demektir."

Eğitim, millî kültüre göre yetişmiş, onu temsil eden şahsiyet sahibi gençler yetiştirmelidir.

Ziya Gökalp, Fransız örneğinin Tanzimattan beri bizim eğitimimizi yanlış yola sürüklediği kanısındadır. Çünkü o, eğitimi "fertlerin millî kültüre intibakı" şeklinde tarif etmekte ve "medeniyetçi" Fransız eğitimine karşı kültürcü ve yüksek şahsiyet yetiştiren Anglosakson ve Alman eğitim sistemlerini beğenmektedir. Ziya Gökalp, milletin zekâ ve iradesini seçkin fertlerin ("güzide") temsil ettiğini savunmakta; milletin seviyesini millî dehânın seviyesi ile ölçmektedir.

Ziya Gökalp, eğitim olayına sosyal açıdan yaklaşmakta, fertlerin eğitiminde psikolojik unsurlar yerine sosyolojik unsurlar kullanmaktadır. Bu nedenle psikolojizm temsilcisi Sâtı Bey ile uzun münakaşalar yapmıştır. Kendisi, ferdiyetçiliğe karşı toplumculuğu savunuyor gözükse de, eğitimde Ziya Gökalp'ın amacı şahsiyeti millî kültürle yoğrulmuş fertler yetiştirmektir. O, ferdiyetçiliği ikiye ayırmaktadır: 1) Aşağı ferdiyetçilik (fertçilik), Bunlar menfî şahsiyet peşindedirler. 2) Yukarı ferdiyetçilik (şahsiyetçilik). Gökalp, Almanya'da ve İngiltere'de hâkim olan bu "yüksek ferdiyetçilik"ten yanadır. Bu iki grubu "ferdiyetçilik" ve "şahsiyetçilik" olarak da adlandırmakta ve şöyle demektedir:

"Tam hakikatı, ferdiyetçilerin yarım gözü değil, ancak şahsiyetçilerin tam gözü görebilir."

Ziya Gökalp, eğitim bakımından milletlerin üç safhadan geçtiğini söylüyor: 1) Eğitimin kısmî. ve millî olduğu ilkel toplumlar; 2) Eğitimin millî değil milletler arası olduğu dinî toplumlar; 3) Eğitimin millî kültüre dayandığı modern milletler.

Türk milleti, modern milletler seviyesine çıkartılmalıdır. Önce okullarda çocuklara ve gençlere verilecek millî kültür kurulmalıdır. Bunu yapacak olan üniversite millî kültürü kurup geliştirdikten sonra liselere yayılmalıdır. "Emrullah Efendi'nin dediği gibi, ilim Tûba Ağacına benzer, maarif yukarıdan yayılır".

Kültür millîdir; kültürün, çocukların ruhlarına aşılanmasından ibaret olan eğitimin de millî olması gerekir. Teknoloji ise lâmillîdir; o halde fen ve tekniğe ait bilgilerin öğretilmesi demek olan öğretim (talim) de lâmillî olmalıdır.

Bu bakımdan Ziya Gökalp, modern eğitimin millî kültüre dayanması gerektiğini; millî kültürün de milletin hayatından belirdiğini; Avrupa'dan kültür ve eğitim alamayacağımızı ileri sürmektedir. Ancak, fertlerin teknolojiye intibakı olan öğretim lâmillidir ve bunu Avrupa'dan aynen almalıyız. Bu çerçevede öğretmen (muallim) fennin temsilcisidir, eğitici (mürebbi) millî kültürün temsilcisidir; profesör her ikisinin birden temsilcisi olmalıdır.

Gökalp, bu anlayış içerisinde Ismayıl Hakkı (Baltacıoğlu) ile de tartışmalara girmekte; onun eğitimde amaç (örnek) olarak Avrupa'nın güçlü ülkelerini almalıyız, önerisine karşı milletlerarası medeniyete göre eğitim yapmanın hatalara neden olduğu; Türk çocuğunun modernleştirilmiş Türk kültürüne göre eğitilmesi gerektiğini belirtmiştir. Gene Ismayıl Hakkı Bey'in 'müstahsil yetiştirme' önerisini, "eğitimin fayda güdemeyeceğini, iktisadî faydaların eğitime ters amaç: gösterme olduğunu iddia etmiştir.

Kısaca, Gökalp'e göre maarifin iki amacı vardır: Eğitim konusunda kendi kültürümüzü modernleştirmek ve kültürel Türkçülük olarak bütün halka yaymak; öğretim kısmında Avrupa'daki fen ve teknolojiyi aynen almak!

Selime ÇELİK/11TMA

Günün Sözü

Öfkeli bakan değil, akıllı bakan korkunç ve tehlikeli görünür: Kuşkusuz insan beyni aslanın pençesinden daha korkunç bir silahtır. (Arthur SCHOPENHAUER)

Nerede canlı bulduysam, orada güç iradesi buldum; hizmet edenlerin iradesinde bile efendi olma iradesi buldum. (NIETZSCHE)

Hep öğrenci kalan insan, öğretmenine borcunu kötü ödüyor demektir. (NIETZSCHE)

FelsefeSınıfı.Com'da Ara
Saat
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi17
Bugün Toplam369
Toplam Ziyaret1316780