• FelsefeSinifi.Com
    • "Felsefe merakla başlar" Platon
    • Felsefe yapmak mı lazımdır diyorsunuz, o halde felsefe yapmak lazımdır. Felsefe yapmamak mı lazımdır diyorsunuz, bunu yapmak için yine felsefe yapmak lazımdır. (Aristoteles)
Üyelik Girişi
E-Haber
Site Haritası
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° -1°

FELSEFENİN GÜCÜ VE GÜÇSÜZLÜĞÜ

  • Felsefe bir düşünme etkinliğidir.
  • Felsefe aynı zamanda bir bilgi türüdür.
  • “Felsefe” adını alan düşünme etkinliğinin sonunda iki tür bilgi ortaya çıkar.
  • Felsefe ilkin insan-dünya-bilgi ilişkisi çerçevesinde bir bilgi olarak belirir.
  • Bu bilgi birinci anlamında felsefe tarihini oluşturur.
  • İkinci olarak da birinci anlamdaki felsefe tarihine ilişkin bir bilgi olarak ortaya çıkar.
  • Her iki durumda da felsefe bilgisi konu bilgisi değil, konu bilgileri üzerine bilgidir.
  • Bu aynı zamanda onun bilimsel bilgiden farklı olduğunu bize gösterir.
  • Felsefe bilgisi sorularla yanıtları son derece dikkatli bir biçimde birbirinden ayırır.
  • Bu ayırma işleminde filozof, felsefi sorun görme biçimine göre, felsefi yönelimine göre, sorular, sorunlar üzerinden felsefeye yönelir, sorunları çözümler; ayrıca yöneldiği filozofun felsefi yönelimiyle, sorun görme biçimiyle bağlantılı olarak, sorunu ve sorunun içinde yer alan soruları yanıtlamaya çalışır.   
  • Filozof olarak kendi söyleminin sınırları içinde sorunların içerdiği soruları yanıtlar. Böylece söylemini oluşturur.
  • Filozofun gücü sorun görmede, aykırılıkları saptamada, çözümlemede ve ardından da çözüm yollarını belirlemede kendini gösterir.
  • Felsefenin bu noktada her şeyi mercek altına alabilen, düşünme, dile getirme ve bilme etkinliği olduğunu söyleyebilmek olanaklıdır.
  • Bu bağlamda filozofun en genel çerçevesi nedir? Bu çerçeveyi bir kez daha anımsayalım: İnsan-dünya-bilgi çerçevesi. Felsefenin gücü tam da buradadır. Dikkatli bir düşünme biçimi, bu çerçevenin en kuşatıcı çerçeve olduğunu kolaylıkla fark eder.
  • İkinci bir çerçeve daha vardır: Dışdünya-düşünme-dil çerçevesi, 3D yaklaşımı.
  • Her iki çerçeveyi de kuşatan tekil-tümel gerilimidir.
  • Felsefenin gücü tam da bu noktada bir daha belirir: Tümel-tekil gerilimiyle birlikte bu iki çerçeveye de dokunma gücünü içerir felsefe etkinliği.
  • Felsefe bu gücüyle, tıpkı insan varlığı gibi, arada olduğunu gösterir bize.
  • Felsefe de insan gibi arada olandır. Bu nedenle de felsefe, insana en çok yakışan düşünme ve dile getirme etkinliğidir.
  • Felsefe insan gibi, tüm ilgisini arada olmaya yöneltir. Gerek insan-dünya-bilgi ilişkisi olarak felsefe, gerek 3D yaklaşımı çerçevesinde felsefe, insan varlığıyla, varoluşuyla bu denli yakından kurduğu ilişkiyle, benzerlik biçimiyle, ortak paydayla, insana en çok yakışan etkinlik olduğunu bize gösterir ya da biz insanlar, en çok bu etkinlikle insanlaştığımızı fark edebiliriz.
  • Felsefe arada oluşunu hem sorunlar açısından hem de diğer bilgi dallarıyla olan ilişkisi açısından sürdürmektedir. Diğer bilgi dallarını besleyen ve onlardan beslenen felsefe, bu yeni duruşuyla aslında sürekli olarak güçlenmektedir.
  • Diğer bilgi dallarıyla hep aşma, öteye geçme, tepede olma ya da temelde olma gibi bir duruş kazanan hep güçlenen felsefe, bu noktada “transdisciplinary” bir disiplin olarak ve/veya “supradisciplinary” bir disiplin olarak varolmaktadır.
  • Felsefe bir “theoria” olarak da aynı konumdadır. “Theoria”da, “nazariye”de bakış, bakma, keskin bakma, keskin bakış, öne geçmektedir. Bu, bilinçli bir bakıştır, gözlemdir. Filozof arada olan biri olarak keskin bakışlarıyla gözlemini yapar.
  • Şimdiye değin yapılan bu belirlemelerin hepsi, felsefenin güçlü yanlarına işaret etmekte ve felsefe bu niteliğiyle, ilgi içinde olduğu diğer bilgi dallarını da aslında güçlendirmektedir.
  • Ancak her bilgi aynı zamanda toplumsal-kamusal-kurumsal niteliğiyle kök salabilmekte ya da bu edimi, toplumun genel yapısından dolayı, toplumun bir türlü kamu alamayışından dolayı gerçekleştirememektedir.  
  • Bunun yanı sıra, başka bilgi dallarının felsefe bilgisine öykünmeleri, başka adlar altında felsefenin yeniden üretimine belki neden olmakta, ancak bu genel olarak felsefenin gittikçe güçsüzlüğü olarak kendini göstermektedir. Oysa diğer bilgi dalları doğrudan ya da dolaylı bir biçimde felsefenin alanlarını işgal etmektedirler. Felsefe yeniden sınırlarını çizme çabası içine girmeli ve alanını, gücünü kazanma konusunda kararlı olmalıdır.
  • Bu ikinci saptamaya ilişkin şöyle bir soru sorabiliriz: Buna yol açan nedir? İnsan ve toplum bilimlerinde dünyanın bilgiyle olan bağının, bilginin kuramsal boyutuyla, niteliğiyle değil de; pratik, uygulamaya yönelik boyutuyla bağlantılı olarak öne çıkmasıdır. Görselliğin gittikçe artmasıdır. Salt görsel ve pratik olanla yetinenler de kuramsal ve işitsel olandan gittikçe daha çok uzaklaşmakta, görsel olanı öncelemekte, bu da sanki felsefe güçsüzmüş gibi görünmektedir.
  • Oysa felsefe işte bu duruma da ayna tutabilmektedir, bu durumu da mercek altına alabilmektedir. Bu da onun gücünü yeniden anımsamamızı sağlamaktadır.
  • Bu durumda yenileşme çabasında felsefe ne yapabilir? Değişen bu yeni dünya durumları karşısında kendisine nasıl bir yol açabilir? Bu noktada felsefenin, insan dünyasındaki gereksinim-değer gerilimine nasıl baktığının üzerinde düşünülmesi gerektiği açıktır.
  • “Felsefe gereksinimleri insan-dünya-bilgi ilişkisinde nasıl değerlendirmektedir? Öte yandan değerlerin yine insan-dünya-bilgi ilişkisindeki rolü nedir?”soruları yanıtlanmayı bekleyen sorulardır. Bu çerçevede felsefenin dengeleyici rolünden söz edilebilir.
  • Günümüzde artan iletişim ilişkilerinde dilin öne geçmesi, eylem-değer-dil bağlamının ayrıntılarının üzerinde durulmasının gerekliliği, felsefeye yeniden gücünü kazandırabilir. Bu çerçevede “özenli düşünme” ve “özenli dil” kullanımı dikkati çekecek bir biçimde gündeme alınabilir. 
  • Felsefe gücünü, özellikle etik ve insan hakları sorunlarına yönelme bağlamında yeniden kazanabilir. Bu noktada, eylem-niyet ya da eylemin kalkış noktası üzerinde bireylerin/kişilerin düşünmesine felsefe yardımcı olabilir. Yine bireylerin eylemlerle, ve onlara eşlik eden söz edimlerinin de eylemlerle ilişkisi üzerinde yeniden durulabilir.
  • Biliyoruz ki insan özel-toplumsal-kamusal alanın öznesidir. İşte bu farklı alanlarda yaşayan insanın gerek kendisiyle, gerek diğer insanlarla, toplumla, dünyayla, bilgiyle olan bağı üzerinde düşünmenin ne denli önemli olduğu üzerinde ayrıntılı bir biçimde durabilecek etkinlik felsefi etkinliktir; bunun ilk adımı olarak da felsefi yönelimdir.
  • Söz bu noktaya gelince, felsefe, bunalımların çözümlenmesinde ve ardından da çözüme kavuşturulmasında kavramlara dikkatimizi çekmenin bir yolu olarak yeniden değerlendirilebilir. Çünkü yine biliyoruz ki, kavramlarımız bunalımlı, krizli durumlarda sınanır. Kavramsal ayırımlar yapmayı da yine felsefe etkinliği sağladığına göre, bunalımlarımıza ilişkin olarak mesafe kazanmada, onlara belli bir uzaklıktan bakmada felsefe son derece işlevseldir.
  • Bunlara ek olarak, günlük yaşamda insan-dünya-bilgi ilişkisini kurmada felsefe, danışmanlık, mentörlük, yaşam rehberliği konusunda iş görebilir. 
  • Bunların hepsi bağlantılı düşünmenin birer görünümüdür. 
  • Felsefe küllerinden doğan phoenix/anka kuşu gibi, yeni dünya-insan-bilgi durumları karşısında kendini yenileyebilir, hatta yenilemek zorundadır. Bu onun gücüdür, felsefe “bunalımdan yaşama kültürü” (Nermi Uygur) yaratır.  

Prof. Dr. Betül Çotuksöken, Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü. betulc@maltepe.edu.tr; betul@betulcotuksoken.com


Yorumlar - Yorum Yaz


Günün Sözü

Öfkeli bakan değil, akıllı bakan korkunç ve tehlikeli görünür: Kuşkusuz insan beyni aslanın pençesinden daha korkunç bir silahtır. (Arthur SCHOPENHAUER)

Nerede canlı bulduysam, orada güç iradesi buldum; hizmet edenlerin iradesinde bile efendi olma iradesi buldum. (NIETZSCHE)

Hep öğrenci kalan insan, öğretmenine borcunu kötü ödüyor demektir. (NIETZSCHE)

FelsefeSınıfı.Com'da Ara
Saat
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam82
Toplam Ziyaret1283829